BERBER MASALI

    Author: Vakkas sümer Genre: »
    Rating


    Bir varmış, bir yokmuş...

    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde...
    Pireler berber iken, develer tellal iken..


    Saçım uzadı berbere gittim. Pire, hoplaya hoplaya kesti saçımı. Çok çirkin oldu saçım. Hiç beğenmedim. Bir güzel söylendim pireye. Daha da kızacaktım...


    ... ama sokaktaki çocuklar, tellal geliyor, tellal geliyor diye 


      ... ama sokaktaki çocuklar, tellal geliyor, tellal geliyor diye bağrıştılar. Hepimiz fırladık dışarıya...

      Gelen Deve Tellal'dı; tellaldi ama, hem sağır, hem dilsizdi. Takıldım devenin peşine. Ola ki, önemliydi diyemedikleri....


    Az gittim, uz gittim. Hem hızlı gittim. Öyle hızlı gittim ki, Uz'a hemencecik geliverdim. Annem de oradaydı !!! Beşikten düşeceğine, takıldı peşime. Yatma zamanı, hadi yatağa diye, başladı beni kovalamaya. Ben kaçtım, o kovaladı; ben kaçtım o


      Az gittim, uz gittim. Hem hızlı gittim. Öyle hızlı gittim ki, Uz'a hemencecik geliverdim. Annem de oradaydı !!! Beşikten düşeceğine, takıldı peşime. Yatma zamanı, hadi yatağa diye, başladı beni kovalamaya. Ben kaçtım, o kovaladı; ben kaçtım o yoruldu, yavaşladı...

      ... Az gittim, çok gittim. Dere tepe düz gittim. Bir de ne göreyim? Koskoca bir kapı, önünde koskoca bir eşik. Öyle büyüktü ki eşik, babam bile düşerdi. Ben düşmedim, eşiği geçtim, kapıya eriştim. Kapının kulpu çok yüksekti, yetişip açamadım. Pire Berber'i aradım. ''Ah, Pire Berber burada olaydı, hoplayıp kapıyı açaydı'' dedim. Dememle Biro Bombom geldi, kapıyı açtı, hopladı gitti.


    Kapının ardı, şimdiye kadar gördüğüm en güzel yerdi. Kapının ardı, uçsuz bucaksız masallar ülkesiydi !!!


    Uzun uzun gezindim. Dereler, tepeler geçtim, başı dumanlı karlı dağları aştım. Hiçbir masala giremedim ...


    Çocuklar gördüm, ellerinde kitaplar. Kitapları okuyor yollarını buluyorlardı. Ben okuma yazma bilmiyordum, yolumu bulamadım...


    Çocuklar gördüm ninelerinin elini tutmuş. Nineleri, onları okşaya okşaya yolu gösteriyordu. Yatağımda olaydım, ninem bana masal anlataydı, ben de yolumu bulaydım, diye ağladım...


    Kimse silmedi gözümün yaşını. Ben de vazgeçtim ağlamaktan, düştüm yollara. Az gittim, uz gittim. Çok, çok uzun yol gittim. Hiç, ama hiç bir masala giremedim. Canım sıkıldı, çok da yoruldum !


    Ne yapsam, ne etsem; ben bu işi nasıl çözsem, diye düşünürken, Keloğlan'a rastladım. ''Ona sorarım'' dedim; Keloğlan da, okuma yazma bilmiyordu. Üstelik anası onu ''hiç'' almaya göndermişti; ama o yolunu düşünür taşınırken annem bana yetişti. ''Hadi bakalım yatağa'' dedi, Dedi ama, Keloğlan'ı duyunca, yemeğe tuz koymadığını, hem de ocakta unuttuğunu hatırladı, geri döndü.


      Annem döndü, ben yürüdüm. Az gittim, uz gittim. Kınalı kekliklerle dost oldum, telli turnalardan haber sordum, ceylanlarla yarıştım, tek gözlü devlerle dövüştüm, serin pınarlardan kana kana su içtim...




    Sonunda, yemyeşil, çiçekli bir ovaya vardım. Bir de, ne göreyim? Bir yanda, prensle prenses birbirlerine sarılmış, gülümsüyorlar; Öte yanda çocuklar kerevete çıkmış, gökten düşen elmaları yiyorlar. Anladım ki, ben masalın sonuna varmışım. Çok yorulmuştum, kerevete iliştim. Elmamı yedim, uyudum...


    Rüyamda çok güzel bir masal gördüm

    Bir varmış, bir yokmuş
    Evvel zaman içinde, 
    Kalbur saman içinde...

    Masalımız Bitti 

    Leave a Reply